Çini Mağazaları

Temmuz 24, 2009

Çini sanatının Türkiye’de pek bilinmediği ve yeterli önemin gösterilmediğini düşünüyorum. Bazen bulunduğum ortamlarda çiniden bahsettiğimde Çin’den mi geliyor diye soruluyor. Bu sanat hakkında ne kadar bilgisiz ve duyarsız olduğumuzun bir göstergesidir bu.

Büyük şehirlerde gördüğüm çoğu hediyelik eşya mağazasında satılan çiniler yeterince iyi değil. Aslında bu işletmelerin sahibi iyi araştırsalar daha güzel çiniler satılabilir ve halkımız da çininin ne kadar güzel olduğunu anlar

Çini Nasıl Yapılır?

Şubat 22, 2009

Çini sanatı tek başına süslemeden ibaret bir sanat değildir. Süslenecek madde, buna şekil verilmesi, fırınlanması, süslenmesi, sırlanması hepsi birer aşamadır. Bu aşamalar bazen farklı kişiler tarafından bazen de aynı kişi tarafından yapılabilir.

Belki tabak, pano gibi şekiller(çinicilikte form olarak bilinir) kolay yapılır. Günümüzde de zaten bu formlar el ile değil kalıplar yardımıyla yapılır. Ama vazo, top, likörlük gibi formlar, her biri ustanın elinde teker teker şekil alır. Bu işlem yapılırken, çini hamurunun altında sürekli dönen çarktan dolayı işi yapanlara çarkçı denilmektedir. Çark ustaları, dönen hamura yavaş yavaş şeklini verir, düzeltmelerini yapar, pürüzlerini giderir ve o çiniyi çarktan alır. Oluşturulan şeklin korunması ve çamurun sertleşmesi için, işlenen hamur fırında pişirilir. 8-10 saat 800-900 derece fırında kalan çinimiz artık bisküvi adını almaktadır.

Bisküvi halinde gelen çininin üzerine işlenecek desenin çizimi yapılır. Çizim de sandığımız kadar kolay değildir. Vazoya desen çizdiğinizi düşünün. Zaten yüzey düz değil, yapacağınız deseni o alana sığdırmanız gerekiyor vs. Bu gibi zorluklardan dolayı da çiniciler bir yöntem geliştirmiş. Önceden ölçüleri belirlenen bir kağıda desen çiziliyor. Daha sonra çizgilier,belli aralıklarla iğneyle deliniyor. Daha sonra bu kağıt üstünde kömür gezdirilerek deliklerden çizimin ana hatlarının çiniye geçmesi sağlanıyor. Çizim belirginleştiriliyor.

Sıra geldi çizimi yapılan çinileri boyamaya. Öncelikle çizgilerin olduğu bölümler mavi veya siyah tahrir boyasıyla tekrar çiziliyor. Sonra da bu çizgilerin arası istenen renkte boyanıyor. Bu işin ilginç kısımlarından birisi de bu aşamada görünen renklerin, çininin işlemleri bittikten sonra görünecek renklerden oldukça farklı olması. Özellikle bu işe yeni başlayanlar için rengi tutturmak çok zor oluyor.

Çizim ve boyaması biten çiniler sırça ile kaplanıyor. Tarihte çeşitli sır teknikleri kullanılsa da günümüzde şeffaf sır tercih ediliyor. Sır dediğimiz maddeyi cila gibi düşünebiliriz. Sırça ile kaplanan çiniler ikinci kez fırına veriliyor. Yine uzun bir süre yüksek sıcaklıkta pişen çiniler artık mekanları süslemeye ve hediyelik eşya olarak satılmaya hazır…

Çini hakkında daha geniş bilgi için çini sitesine bakabilirsiniz.

Çinicilik

Aralık 17, 2008

Çinicilik, Türkler’de  Orta Asya’dan beri devam eden bir kültürdür. Türkler Orta Asya’dayken topraktan çanak, çömlek ve benzeri ürünler yaparlarmış.

Çiniciliğin gerçek anlamda ilk örnekleri Karahanlılar döneminde görülmüştür.

Karahanlılar:

İslamiyeti topluca kabul etmiş olan ilk Türk devletidir.Karahanlılar 840 yılında Bilge Kül Kadir Han tarafından kurulmuş ve sonraları Kaşgar başkent yapılmıştır.960 yılında Satuk Buğra Han döneminde İslamiyeti kabul ederek Türk-İslam kültürünün ilk eserlerini sergilemişlerdir.

Karahanlılardan sonra Selçuklular çiniciliğe gereken özeni göstermiş ve büyük mimari eserlerin süslemesinde çiniyi yoğun bir şekilde kullanmışlardır. Selçuklu döneminde yapılan ve süslenmesinde çini kullanılan mimari eserlerden bazıları;

İzzeddin Keykavus Türbesi
Malatya Ulu Camii
Alaeddin Cami
Sırçalı Medrese
Konya Karatay Medresesi
Sahip Ata Camii ve Külliyesi
Gök Medrese

Daha sonraları beylikler döneminde ve Osmanlı döneminde de çini yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Osmanlı Döneminde saraya daha yakın olmasından dolayı İznik çiniciliği daha çok ilgi görmüş ve uzun seneler boyunca da saray tarafından desteklenmiştir. Bu destek duraklama dönemine kadar devam etmiş, bu sayede de İznik çiniciliğinin en güzel örnekleri ortaya koyulmuştur. Duraklama döneminde sanata gereken önemin gösterilmemesi çiniciliği de etkilemiştir. O dönemde birçok çini atolyesi kapanmış ve çiniciliğe ait sırlardan bir çoğu da kaybolmuştur.

Herkes tarafından bilinen mercan kırmızısı da o dönemde tarihin puslu sayfaları arasında yitip gitmiştir. Günümüzde dahi bu rengi bulmaya çalışan bir çok çinici vardır ama tam olarak aynı güzelliği bulamamaktadırlar.

İznik ve çevresinde çiniciliğin durma noktasına gelmesiyle Kütahya çiniciliği önem kazanmış, çini sanatı Kütahya’da devam etmiştir. Zaten günümüzde de İznik çinilerinin alt yapısı olarak çoğunlukla Kütahya bölgesindeki madenler kullanılmaktadır.

Kütahya’da çinicilik belli desen ve türler üzerinde devam etmekteydi. İznik çinilerinin de yaşatılmasını üstüne almasıyla birlikte Kütahya’da İznik tarzı eserler de üretilmiş ve bu sanatın kaybolmaması sağlanmıştır.

Çiniciler için yapılan büyük çarşı sayesinde(Kütahya’nın Eskişehir yolu çıkışında) çiniciler de eserlerini halkla buluşturma imkanına sahip olmuş ve çinicilik bir nebze de olsa rahatlamıştır.

Çinicilik deyince akla hemen boyama ve çizim gelmektedir. Fakat boyama aşamasına gelene kadar çininin geçirdiği evreler de ayrı bir sanattır. Örneğin çini hamurundan muhteşem şekilleri yapan çarkçılar da çiniciliğin vazgeçilmez ustalarındandır. Çinide çeşitli formların ortaya çıkması da onlar sayesinde olmuştur.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.